Eğitim İçin Bir Tepe Çıkıyorduk

Eğitim için gerçekten bir yokuş çıkıyorduk.

Çocukluğumun okul yolu bir tepeye çıkardı.

Evimizden okul görünürdü.

Okuldan da evimiz.

İlkokula başladığımda başka bir okula gidiyordum. Evimize biraz daha uzaktı. Sonra mahallemize yakın yeni bir okul yapıldı.

Nedim İnal İlkokulu.

İkinci sınıfın başlarında oraya geçtim.

Okul yakındı.

Ama tepedeydi.

Her sabah çantamızı alıp mahalledeki çocuklarla birlikte evden çıkardık.

Sonra yukarı doğru yürümeye başlardık.

Okula gitmek için gerçekten bir tepe çıkıyorduk.

Patikalarımız Vardı

Okula çıkan başka yollar da vardı.

Merdivenlerden çıkılabilirdi.

Ama onlar bize biraz daha uzaktı.

Biz çoğu zaman tepenin kendisini kullanırdık.

Toprağın üzerinde zamanla oluşmuş patikalar vardı.

Belki bazılarını biz çocuklar açmıştık.

Belki bizden önce okula giden çocukların ayakları açmıştı.

Kim bilir kaç çocuk aynı yerden geçe geçe o ince yolları oluşturmuştu.

Biz de o patikalardan yukarı çıkardık.

Biraz yorulurduk.

Ama çocuktuk.

Fazla da yorulmazdık.

Okul yukarıdaydı.

Çıkardık.

Dönüşü ise daha güzeldi.

Bu kez tepe aşağı iniyorduk.

Sabah çıktığımız yokuş, okuldan dönerken çocukluğumuzun başka bir parçasına dönüşüyordu.

Aşağıda evlerimiz vardı.

Mahallemiz vardı.

Arkadaşlarımız vardı.

Oyunlarımız bizi bekliyordu.

Yağmurda, Çamurda, Karda

Her gün hava güzel olmazdı.

Ankara’nın kışı vardı.

Soğuğu vardı.

Yağmuru vardı.

Çamuru vardı.

Sisi vardı.

Ve karı vardı.

O yıllarda karın çok daha fazla yağdığını hatırlıyorum.

Tepe düzgün bir arazi değildi. Bazı yerleri çukurdu, bazı yerlerinde toprak yığılmıştı.

Kar yağdığında o çukurlarda iyice birikirdi.

Bazen içine bastığımızda bacağımız kara gömülürdü.

Bazı yerlerde kar neredeyse belimize kadar gelirdi.

Çantamız sırtımızda…

Ayakkabılarımızda kar…

Önümüzde yokuş…

Yine çıkardık.

Çünkü okul yukarıdaydı.

Çocukken:

“Eğitim almak için ne kadar büyük bir mücadele veriyorum.”

diye düşünmüyordum elbette.

Kar yağmışsa karda yürüyorduk.

Yağmur yağmışsa yağmurda.

Çamur olmuşsa çamurda.

Soğuksa üşüyorduk.

Okula gidiyorduk.

Hepsi bu.

Çocuk yaşadığı hayatın üzerine her zaman cümle kurmuyor.

Yaşıyor.

Nuran Öğretmen

O okuldan bir öğretmenimi özellikle hatırlıyorum.

Nuran Seyrek.

İkinci sınıftan itibaren öğretmenimdi.

Onu çok severdim.

Aradan bunca yıl geçmesine rağmen adını hâlâ hatırlıyorum.

Bir çocuğun hayatında öğretmenin nasıl bir yer tuttuğunu insan belki büyüdüğünde daha iyi anlıyor.

Sabah evden çıkıyorsun.

Mahallendeki arkadaşlarınla yokuşu tırmanıyorsun.

Okulun kapısından giriyorsun.

Sonra karşında öğretmenin var.

Okumayı öğreniyorsun.

Yazmayı öğreniyorsun.

Sayıları öğreniyorsun.

Bilmediğin şeylerin olduğunu öğreniyorsun.

Ve yavaş yavaş dünyan büyümeye başlıyor.

Ama o yıllarda benim için o kadar büyük cümleler yoktu.

Nuran öğretmen vardı.

Sınıfımız vardı.

Arkadaşlarımız vardı.

Derslerimiz vardı.

Teneffüs vardı.

Sonra zil çalırdı.

Okul biterdi.

Biz yeniden tepe aşağı inmeye başlardık.

Evimizden Okul Görünürdü

Bugün o günleri düşündüğümde en çok bu görüntüyü seviyorum.

Evimizden okul görünürdü.

Okuldan evimiz görünürdü.

İki yer birbirine yakındı.

Ama aralarında bir tepe vardı.

Aşağıda ev.

Yukarıda okul.

Sabah evden çıkıyordum.

Yukarı çıkıyordum.

Öğreniyordum.

Sonra yeniden aşağıya, evime ve mahalleme dönüyordum.

Ertesi sabah yine aynı yol.

O zaman bunun üzerinde hiç düşünmedim.

Okulumuz oradaydı.

Biz de oraya gidiyorduk.

Yıllar sonra aynı görüntüye baktığımda ise başka bir şey görüyorum.

Eğitim bazen gerçekten emek istiyor.

Yol istiyor.

Yorulmayı istiyor.

Biraz yükselmeyi istiyor.

Ama bunu o çocuğun sırtına yüklemek istemiyorum.

O bunların hiçbirini bilmiyordu.

Çantasını alıyordu.

Arkadaşlarıyla evden çıkıyordu.

Patikaya giriyordu.

Bazen çamura basıyordu.

Bazen kara gömülüyordu.

Bazen üşüyordu.

Biraz yoruluyordu.

Sonra tepenin üzerindeki okuluna varıyordu.

Ders bitince aynı çocuk koşa koşa aşağı iniyordu.

Çünkü aşağıda başka bir hayat onu bekliyordu.

Mahalle.

Yıllar Sonra

Bugün eğitim üzerine düşündüğümde bazen o tepe gözümün önüne geliyor.

Dünyanın neresine gidersek gidelim, bir çocuğun önüne çıkan yokuş aynı olmayabilir.

Birinin önünde gerçekten bir tepe vardır.

Bir başkasının önünde başka bir engel.

Benim çocukluğumda ise görüntü çok sadeydi.

Aşağıda evimiz vardı.

Yukarıda okulumuz.

Aralarında bizim ayaklarımızla oluşmuş patikalar.

Ve her sabah o patikalardan yukarı çıkan çocuklar.

Ben de onlardan biriydim.

Henüz hayatın beni nerelere götüreceğini bilmiyordum.

O sabahların hiçbirinde geleceğimi düşünerek tepeye çıkmadım.

Sadece okuluma gidiyordum.

Ama bugün dönüp baktığımda çocukluğumdan kalan o görüntünün üzerine tek bir cümle koyabiliyorum:

Eğitim için gerçekten bir tepe çıkıyorduk.

— İsa Diri
Evim Büyürken

Scroll to Top