İlk Yalanım

Maç bitmişti. Ama çocuk vicdanım o maçı günlerce bırakmadı.

Çocukluğumuzda mahallede çok futbol oynardık.

Sahamız bazen boş bir arsaydı.

İki taş koyardık.

Kaleler hazırdı.

Takımlar kurulurdu.

Maç başlardı.

Hakemimiz yoktu.

Faulü de, autu da, korneri de kendimiz söylerdik.

Top kola çarptığında da kendi aramızda bir ölçümüz vardı.

Dirseğin altına değerse:

“El!”

derdik.

Karşı takım serbest vuruş kullanırdı.

Altı yedi yaşlarında olmalıyım.

Yine mahallede maç yapıyorduk.

Top bana doğru geldi.

Ve koluma çarptı.

“El Yok”

O an topun koluma değdiğini biliyordum.

Bundan şüphem yoktu.

Ama topun büyük kısmı dirseğimin üst tarafına gelmişti.

Bir kısmı da dirseğimin altına değmişti.

Bizim kurala göre dirseğin altına değdiyse el sayılması gerekiyordu.

Fakat ben:

“El yok.”

dedim.

Çünkü topun daha çok dirseğimin üstüne geldiğini düşünüyordum.

Oyun devam etti.

Hepsi bu.

Büyük bir kavga çıkmadı.

Kimse günlerce bu pozisyonu konuşmadı.

Maç devam etti.

Sonra maç bitti.

Arkadaşlar dağıldı.

Herkes evine gitti.

Ben de gittim.

Ama benim için o pozisyon bitmedi.

Acaba Yalan mı Söyledim?

Eve gittikten sonra düşünmeye başladım.

Top kolumun tam neresine değmişti?

Dirseğimin üstüne değmişti, bundan emindim.

Ama alt tarafına da dokunmuştu.

O zaman el miydi?

Ben neden “el yok” demiştim?

Gerçekten el olmadığına inandığım için mi?

Yoksa bizim takımın aleyhine serbest vuruş verilmesini istemediğim için mi?

Koluma bakıyordum.

Topun çarptığı anı yeniden hatırlamaya çalışıyordum.

Buraya değmişti.

Ama buraya da değmişti.

Sonra aynı soru yeniden geliyordu:

“Acaba yalan mı söyledim?”

Bugün düşündüğümde küçücük bir olay.

Mahalle arasında oynanan bir çocuk maçı.

Bir top.

Bir kol.

Bir serbest vuruş.

Maçın kaç kaç bittiğini bile hatırlamıyorum.

Kimin kazandığını bilmiyorum.

Gol atıp atmadığımı da hatırlamıyorum.

Belki arkadaşlarım o pozisyonu birkaç dakika sonra unutmuştu.

Ama ben unutmadım.

Günlerce düşündüğümü hatırlıyorum.

Maç Bitmişti

Bugün yıllar sonra o çocuğa baktığımda onun gerçekten yalan söyleyip söylemediğine hüküm vermek istemiyorum.

Belki gerçekten topun dirseğinin üstüne geldiğini düşündü.

Belki kendisini haklı gördü.

Belki topun dirseğinin altına da değdiğini bildiği hâlde kendi takımının çıkarına gelen kararı vermek istedi.

Altı yedi yaşındaki bir çocuğun o anda zihninden geçenleri bugün kesin olarak bilmem mümkün değil.

Ama bildiğim başka bir şey var.

O çocuk eve gittikten sonra rahatsız olmuştu.

Kimse peşinden gelmemişti.

Kimse hesap sormamıştı.

Hakem yoktu.

Öğretmen yoktu.

Anne babası o pozisyonu bilmiyordu.

Arkadaşları da çoktan başka şeylerle uğraşıyor olmalıydı.

Ama çocuk kendi kendine soruyordu:

“Doğruyu söyledim mi?”

“Yalan mı söyledim?”

Bugün bunun adını biliyorum.

Vicdan.

O zaman bilmiyordum.

Sadece içimde beni rahat bırakmayan bir şey vardı.

İlk Yalanım mıydı?

Belki bu yüzden yıllar sonra bile bu hatıraya “İlk Yalanım” diyorum.

Gerçekten hayatımın ilk yalanı mıydı, bilmiyorum.

Hatta o gün söylediğim şey gerçekten yalan mıydı, bundan bile emin değilim.

Başlığın benim için anlamı başka.

Altı yedi yaşındaki bir çocuğun ilk defa kendi söylediği sözün doğruluğunu sorguladığını hatırlıyorum.

Sonraki yıllarda hiç yalan söylemedim mi?

Elbette böyle bir şey söyleyemem.

İnsan kendi çocukluğunu anlatırken kendisine kusursuz bir hayat da yazmamalı.

Büyüdük.

Bazen bir şeyi eksik anlattık.

Bazen söylemememiz gerekeni söylemedik.

Bazen kendimizi haklı çıkarmaya çalıştık.

Hayat, mahalledeki çocuk maçından çok daha karmaşık hâle geldi.

Ama garip olan şu:

Aradan on yıllar geçti.

Maçın skorunu unuttum.

Rakip takımı unuttum.

Kimin gol attığını unuttum.

Ama topun koluma çarptığı o küçücük anı unutmadım.

Çünkü maç bittikten sonra başka bir şey başlamıştı.

Altı yedi yaşındaki bir çocuk eve gitmiş ve kendi kendisine sormuştu:

“Acaba yalan mı söyledim?”

Belki insanın karakterini yalnızca herkesin gördüğü büyük kararlar oluşturmuyor.

Kimsenin bilmediği küçücük anlarda kendi kendisine sorduğu sorular da oluşturuyor.

O maçın skorunu unuttum.

Topun koluma değdiği yeri unutamadım.

Çünkü maç bitmişti.

Ama galiba hakem benimle eve gelmişti.

— İsa Diri
Evim Büyürken

Yukarı Çık