Annemin Sırtında

Bir zamanlar o sırt beni taşıyordu. Yıllar sonra ellerim o sırttaydı.

Bugün evimin balkonundan baktığımda karşıda bir sağlık ocağı görüyorum.

Yolun karşısında.

Gerektiğinde gider, sıra alırım.

Sonra eve döner:

“Anne, vaktimiz geldi. Hadi gidelim.”

derim.

Bazen balkonda oturup karşıya baktığımda bugünkü görüntünün arkasından başka bir görüntü geliyor.

Çocukluğum.

O zaman burada bugünkü sağlık ocağı yoktu.

Dükkânlar yoktu.

Eczaneler, lokantalar, telefoncular, sürücü kursları yoktu.

Buraların bir kısmı bizim oyun alanlarımızdı.

Ve bir kış günü hastalandım.

Beş altı yaşlarında olmalıyım.

Boğazım şişmişti.

Canım yanıyordu.

Bize yakın, bugünkü gibi bir sağlık ocağı yoktu.

Kayaş tarafına gitmemiz gerekiyordu.

Annem:

“Hadi oğlum, sağlık ocağına gidelim.”

dedi.

Yola çıktık.

Samsun Yolunda

Bir süre yürüdüm.

Kıştı.

Soğuktu.

Samsun yoluna geldiğimizde yoldan araçlar geçiyordu.

Araçların oluşturduğu soğuk rüzgâr yüzüme vuruyordu.

Boğazım zaten ağrıyordu.

Her rüzgâr vurduğunda daha fazla yanıyordu.

Annem beni sırtına aldı.

Ben beş altı yaşlarında, üstelik tombul bir çocuğum.

Annem yürümeye başladı.

Ben yüzümü onun sırtına dayadım.

Çenemi kapattım.

Yüzümü sakladım.

Geçen arabaların oluşturduğu soğuk rüzgâr boğazıma vurmasın diye annemin sırtından nefes almaya çalışıyordum.

Annem yürüyordu.

Ben onun sırtındaydım.

Beni bir kilometreden fazla taşıdığını hatırlıyorum.

Bugün o yolun tam kaç metre olduğunu bilmiyorum.

Artık bunun pek önemi de yok.

Çünkü ben mesafeyi hatırlamıyorum aslında.

Annemin sırtında korunuyor oluşumu hatırlıyorum.

Hatice Annem

Annemin çocukluğumdan kalan çok görüntüsü var.

Bahçeye sebze eker.

Kahvaltımızı hazırlar.

Tandır evinde bazlama, gözleme yapar.

Mahallenin çocuklarına yedirir.

Sabah erkenden kalkar.

Evini toplar.

Çocuklarına bakar.

İbadetini yapar.

Ben annemi düşündüğümde aklıma gelen ifadelerden biri hep aynı:

Bereketli bir kadın.

Çocukken bunların hiçbirinin üzerinde durmuyordum.

Bir çocuğun dünyasında anne zaten oradadır.

Acıkırsın, annen vardır.

Üşürsün, annen vardır.

Hastalanırsın, annen vardır.

Yürüyemezsin…

Sırtına alır.

Çocuk bunun hesabını tutmaz.

Belki tutmaması da gerekir.

Çünkü çocuk sevgiyi hesaplayarak yaşamaz.

Sevginin içinde büyür.

Şimdi Zaman Değişti

Yıllar geçti.

Mahalle değişti.

Bir zamanlar boş olan yerlere binalar yapıldı.

Yollar kalabalıklaştı.

Dükkânlar açıldı.

Ve bir zamanlar sağlık ocağına gitmek için annemle uzun uzun yürüdüğümüz yerde bugün evimizin karşısında bir sağlık ocağı var.

Şimdi bazen annemin sırasını ben alıyorum.

Eve dönüyorum.

“Anne, hadi. Sıramız geldi.”

diyorum.

Bir zamanlar hasta olan bendim.

Annem beni götürüyordu.

Şimdi onun yanında ben yürüyorum.

Bir zamanlar yolu bilmesi gereken oydu.

Şimdi bazen yolu ben açıyorum.

Hayat insanı ne kadar uzağa götürürse götürsün, bazen yıllar sonra başladığı yere başka türlü getiriyor.

Aynı mahalle.

Aynı anne ile oğul.

Ama zaman değişmiş.

Yıllar Sonra

Bu hatırayı yazdıktan sonra anneme okudum.

Anlattığım günü ona sordum.

Hatırladı.

Samsun yolunun kenarından sağlık ocağına gittiğimizi…

Beni sırtına aldığını…

Aradan on yıllar geçmişti.

Benim çocukluk hafızamda kalan görüntünün bir parçası onun hafızasında da duruyordu.

Ve aynı gece, annem yatmadan önce sırtına masaj yaptım.

Bir an bunun üzerinde durdum.

Çünkü hayat iki görüntüyü yıllar sonra yan yana getirmişti.

İlkinde küçücük bir çocuktum.

Boğazım ağrıyordu.

Soğuk rüzgâr yüzüme vurmasın diye annemin sırtına saklanıyordum.

İkincisinde büyümüş bir oğuldum.

Annem önümdeydi.

Ellerim onun sırtındaydı.

Başka bir şey söylemeye gerek yok belki.

Bir zamanlar o sırt beni taşıyordu.

Yıllar sonra ellerim o sırttaydı.

— İsa Diri
Evim Büyürken

Yukarı Çık